.
HESABIM
Üye Ol

EHF EURO 2020’ye iz bırakanlar

EHF EURO 2020’ye iz bırakanlar

EHF EURO 2020 sona erdi ancak muhteşem organizasyon ve mücadeleler hala konuşuluyor. Cemal Görkem Erim, EHF EURO 2020’yi Hentbolhaber.Net takipçileri için değerlendirdi.

Haberin Tarihi: 1 Şubat 2020

CEMAL GÖRKEM ERİM / HENTBOLHABER.NET – Hentbol sporuyla ilgilenmeye lise yıllarımda, yani 2006-07 civarında başladım. Uluslararası anlamda hiç bilgim yoktu. İzlediğim tek uluslararası karşılaşma, okul takımı koçumuz Okan Halay’ın CD’den izlettiği Danimarka-Almanya maçıydı. Yakın zamanda fark ettim, o maç da Euro 2004 yarı finaliymiş.

İlk Avrupa Şampiyonası izleme deneyimim oydu. Almanya savunmasının top odaklı senkronize kayma adımlarını gösteriyordu bize Okan Hoca. Ben ilerleyen dönemde, şahsi sebeplerimden ötürü okul takımında yer alamadım. Okan Halay’ın benim hakkımda “Gösterdiğim hareketleri tek seferde becerebilen bir tek Görkem var” cümlesi hala kulağımda çınlasa da pek benim karakterime uymayan bir kararla hentbol oynamaya nokta koymuştum. Fakat buna rağmen o takımda oynamış olan herhangi birinin bile bu anıyı bu kadar detaylı hatırladığını zannetmiyorum. Galiba benim alamet-i farikam da bu. Fiziksel yetenekten ziyade ilgilendiğim konudaki hafıza kuvveti. Hentbolla ilgilenmeye verdiğim uzun aranın ardından ilk kez 2019 Dünya Şampiyonası’nda tekrar göz atma kararı aldım.

İkinci tur gruplarının son maçlarıydı. Karabatic ve Hansen dışında hiçbir oyuncunun ismini bile duymamıştım. Zaten Karabatic de sakatlığından ötürü turnuva kadrosunda yoktu ve sonradan katılmıştı Didier Dinart tarafından. O zamandan beridir yakından güncel hentbolu takip ediyorum. Fakat kaçırdığım o kadar zamanı, izleyemediğim eski maçları da izlemeye hala çalışıyorum.

İşte böyle bir serüvene sahip birisi için, hentbola aşık olduğunu kendine itiraf edebilme sonrası döneminde izlediği ilk turnuvaydı Euro 2020. Gerçekten yaşayarak takip ettiğim ilk turnuva oldu. Her maçını izleyemedim belki ama keyfine vardığımı söyleyebilmem mümkün. Öncesi tahminim bile var(Her ne kadar Danimarka altın, Fransa gümüş alacak, Hırvatistan da hayal kırıklığı olacak desem de) ve  bu bile ciddi bir ilerlemenin göstergesi.

foto: @AndebolPortugal

Portekiz’in sürpriz yapabilme ihtimali zaten konuşulan bir konuydu ve Fransa ve İsveç önünde sansasyonel galibiyetler aldılar. Fakat turnuva genelindeki Fransa ve İsveç’in isimlerinden ne kadar uzakta bir görüntü çizmeleri Portekiz’in zaferlerinin şanını biraz gölgelendiğini söylemek mümkün. Bu yine de hiçbir şeyi değiştirmiyor. Portekiz’in ayak sesleri zaten kulüp düzeyinde duyulmaya başlanmıştı ve Porto’nun gelişiminden ötürü de milli takım ciddi bir merak konusuydu. 17-19 Nisan tarihleri arasında oynanacak 2020 Olimpiyat elemelerinin Paris ayağında olacaklar ve iki takımın çıkacağı dört takımlı grupta Fransa, Hırvatistan ve Tunus ile mücadele edecekler. Fransa her ne kadar kötü performans gösterdiği bir turnuvayı geçirmiş de olsa, Avrupa Şampiyonası elemelerinde de Guimares’da Portekiz’e mağlup olmuş da olsa, hentbol kültürlerinin bir turnuvayı istediğinde neler yapabildiğine her dönem şahit olduk. Olimpiyat Oyunları’nı es geçmeyecek olan bir Fransa’nın, bırakın elemeyi, altın madalyanın direkt adayı olduğunu söylemek mümkün. Hırvatistan’ın kültürü ve bu turnuvada yaptığı iş malum. Tunus da önemli bir hentbol ülkesi. Bu grupta Portekiz’in çıkma ihtimali kesinlikle yüksek değil. Eğer çıkarlarsa son turnuvadan daha büyük bir sansasyon yaratacakları bir gerçek. Katılma ihtimallerinin yüksek olmadığı bu Olimpiyat’ı es geçseler bile gelecek turnuvalarda ciddi bir tehdit oluşturacaklardır. Çünkü iyi bir jenerasyon yakaladılar ve kulüplerin o oyuncuları tutacak parası var.

Fransa için bu turnuva tarihlerinin en kötü performansı olsa bile camia faturayı kesecek kişiyi(Koç Didier Dinart) hemen bulmuşa benziyor. Oyuncuların elendikten sonra Paris’teki NBA maçından topluca Instagram paylaşımı yapmaları moral olarak etkilenmediklerini gösterebilir. Olimpiyat vizesi için Paris’i bekliyor olmaları muhtemel. Başka türlü bu kadronun bu derece kötü oynamasını anlamlandıramıyorum açıkçası. (Kulüpler dahil) bütün takımlar solak oyun kurucuya hasret, Fransa’nın elinde Avrupa’nın en iyilerinden sayılabilecek dört tane var. Bu bile madalya sebebidir tek başına.

İsveç ikinci tur gruplarına kalmış olsa bile onlar için Fransa’dan daha büyük bir hayal kırıklığından bahsetmek mümkün. Bir önceki şampiyonada final oynadıktan sonra geçmişteki görkemli dönemi tekrarlayabilecek bir jenerasyon yakaladıklarını düşünmüşlerdi ülkece. Haksız da sayılmazlardı. Andreas Nilsson, Jim Gotfriddson, Lukas Nilsson, Niklas Ekberg… Bu isimler önemli bir başarı kazandıktan sonra neden Stockholm’de şildi kazanmasınlar ki? İlk turdaki Slovenya mağlubiyeti canlarını acıtsa da gayet kabul edilebilirdi. Fakat ana gruplardaki ilk maçta Portekiz karşısında alınan 35-25’lik mağlubiyet oldukça sarsıcı oldu. Uninformed Handball Hour’un bir bölümünde yorumcu Alex Kulesh “Portekiz İsveç’i 3 günlük İbiza aleminden yeni gelmiş gibi gösterdi” şeklinde yorumlamıştı. İsveç gibi bir ismin hentbolda yeni çıkış gösteren bir ülke önünde bu kadar aciz duruma düşmesi gerçekten kabul edilemezdi. Grupta üçüncü bile olamayıp turnuvayı ancak 7. Sırada tamamladılar. Bu arada unuttum… Burada bahsettiğim maçların hepsini Göteborg ve Malmö’de oynadılar ve gruptan çıksalardı Stockholm’de iki maç kazanarak şampiyon olacaklardı. Zannediyorum ki hayal kırıklığı katsayısı bir hayli yükseliyor böyle olunca.

Dikkat çeken bir diğer ülke de Danimarka’ydı. Danimarka’nın şampiyon olması hiçbirimiz için sürpriz olmayacaktı elbette, o yüzden ciddi bir başarısızlık dışında pek dikkat çekmezlerdi. Oynadıkları ilk maç, turnuvanın en keyifli 3-4 maçı arasında kesinlikle gösterilebilir. Aynı zamanda Kopenhag’a arabayla 42 km mesafedeki Malmö’de oynanınca, gayet ev sahibi gibiydi Danimarka. Müthiş çekişmeli geçen maçta İzlanda’nın Danimarka karşısındaki direnişi ve Palmarsson’un neredeyse 10.000 Danimarkalı önündeki resitali hakikaten görülmeye değerdi. Danimarka’nın çıktığı ikinci maçta Macaristan önündeki performansı da oldukça içler acısıydı. Niklas Landin’in 18 kurtarış yaptığı karşılaşmayı kazanamamaları turnuvanın gidişatını büken bir sonuçtu belki de. Fakat Fransa için söylediklerimizin benzerini söylemek burada da mümkün. Yaklaşık bir yıl önce Dünya Şampiyonası’ndan zaferle ayrıldıklarında Olimpiyat ve 2021 Dünya Şampiyonası vizesini de otomatikman almış bulunmaları, belki de oyuncuların bu turnuvayı tatil olarak görmek istemelerine sebep olmuştur. Kim bilir…

Biraz da olumlu örneklere gelelim. Slovenya’nın elbette iyi bir kadrosu ve iyi bir koçu vardı. Bu turnuvaya gelene kadar, son 4’e kaldıkları tek Avrupa Şampiyonası, ev sahibi oldukları ve final oynadıkları 2004’tü. O yüzden buraya kadar geleceklerini pek az kişi tahmin ediyordu. Hatta turnuva sonunda verilen ödüllere bakacak olursak daha fazlasını hak ettiklerini söylemek de mümkün. En iyi orta oyun kurucuda Hırvat Igor Karacic’in yerine Dean Bombac’ın seçilmesine kimsenin itirazı olmazdı.

foto: dhf_haandbold

Norveç’in son yıllarda yaptığı çıkışın devam ettiğini de söylemek mümkün. 2017 ve 2019 Dünya Şampiyonaları’nda kazandıkları gümüşten sonra, hele de Sagosen’in performansını da izlerken, burada altının en büyük adayıydılar. Fakat Hırvatların direncini kıramadılar. Yarı final karşılaşmasında 80 dakika boyunca pek çok fırsat geçti ellerine. Sağlam savunmayı aşabilseler bile Sego-Asanin kale rotasyonunu geçemediler. Daha iyi olabilmeleri elbette mümkündü ama bu onlar için kesinlikle hayal kırıklığı değil. Önlerinde nispeten rahat bir Olimpiyat Eleme Grubu var. Kendi evlerinde Şili, Brezilya ve Güney Kore ile mücadele edecekler ve bu şampiyonayı kazanamamalarının üstüne hemen yeni bir büyük turnuva isteyeceklerdir. 2020 Yaz Olimpiyatları onlar için bu bağlamda harika bir fırsat.

Gelelim altın ve gümüş madalyaya. Hırvatistan benim turnuva öncesi tahminimde hayal kırıklığı yaratacak başlığımın altındaydı. Karacic’in geçen sezona nazaran durgun oyunu, Duvnjak’ın calf sakatlığından yeni çıkması, kalecilerin kalitesi belli olsa da Mirko Alilovic gibi bir ustayı küstürmeleri gibi pek çok etken beni bu düşünceye itmişti. Fakat görüldüğü üzere çuvalladım. Karacic yine standardının altında sayılırdı ama Duvnjak ve Cindric diğer oyun kurucularınızsa pek de endişe edilmesi gereken bir durum değil bu. Lino Cervar yine yapacağını yaptı ve etkileyici bir savunmanın yanı sıra oyuncularının hücumdaki yeteneklerinden maksimum verimi aldı. Kadro elbette 2000’lerin ortasındaki kalitede değildi. Neticede elinde Ivano Balic gibi oyun kurucu, Mirza Dzomba gibi anormal bir kanat oyuncusu yok. Fakat elindekilerin hücum gücüne güvendi. 5-1 savunmada geçmişte, önde Igor Vori gibi bir yürüyen çin Seddi(Ali Ece’nin Virgil Van Dijk için kullandığı tabirdir) vardı, bu sefer Domagoj Duvnjak’tan aynı şekilde faydalandı. Bana kalırsa MVP’den ziyade en iyi savunmacı ödülünü hak ediyordu Duvnjak. Zira Almanya’nın elendiğinin esamesi olan karşılaşmada Hırvatistan Almanya’yı mağlup ederken, “en iyi savunmacı” Pekeler’e ciddi bir ders vermişti. Kalecilerden de bahsetmek gerekir muhakkak. Berbat bir sezon geçiren RK Zagreb’in file bekçisi Matej Asanin, yarı final başta olmak üzere turnuva boyunca gösterdiği performans, kulübü için biraz fazla kaliteli kaldığının göstergesi oldu. Marin Sego ise kulüpten eski takım arkadaşı Alilovic’i pek de aratmadı.

Buraya kadar şampiyondan bahsetmeden gelmemiz garip aslında. İspanya’nın bütün bu hengamede ünvanını koruması  çok da sürpriz değildi tabi ki, ama bunu 2002’den beri kimse başaramamıştı. 2014’te Danimarka buna kendi evinde çok yaklaştı ama Fransa önünde ciddi bir hezimete uğramışlardı. Rıfat Şahin turnuva başlamadan önce favorisinin İspanya olduğunu ve savunmada 3 numarada oynayabilecek en iyi rotasyona(Morros-Guardiola) sahip olduklarını söylemişti. Pek çok kişinin çuvallayan tahmininden ziyade duyduğum en isabetli tahmin bu oldu. Sagosen gibi bir gol makinesi performansı görmedik belki İspanya’dan ama 282 golle turnuvanın da en golcü takımı oldular. Alex, Maqueda, Canellas, kanat oyuncuları Sole, Arino, Gomes, Angel Perez… Ne zaman skor lazım olduğunda hepsi sahneye çıkacakları zamanı çok iyi bildiler. Bir maçta en çok gol atan oyuncuları 7 gol attı. Çok fazla büyük isim vardı ama hepsi birbirine güvendi ve ortaya müthiş bir sinerji çıktı. Final maçında Alex’in alçaktan dayanma adımlı golü de babası Talant’a çok güzel bir selam olarak hatıralarda yer aldı.

90’lar ve 2000’lerde kulüp düzeyinde inanılmaz bir hakimiyet kuran İspanyollar bu başarılarını milli takımda bir altın madalyayla sadece 2005 Dünya Şampiyonası’nda taçlandırabildiler. Şu sıralar Barcelona dışında hiçbir kulüpleri üst kademede yok. Geçmişte, Avrupa kupalarındaki İspanyol finalleri, Atletico Madrid kapandığından beri kesinlikle imkansız. Fakat kültürlerinden ve oyuna olan bağlılıklarından hiçbir şey kaybetmemiş oldukları gayet açık. Son üç Avrupa Şampiyonası’nda final oynayıp ikisini kazanmalarının yanı sıra kulüpler düzeyinde ve tüm dünyadaki milli takımlardaki etkilerini uzun uzun yazmayacağım. Aşağıda Rasmus Boysen’in Twitter’da paylaştığı görsel bunu benim yerime yapacak. Sonuç olarak, hentbol bir Kuzey Avrupa sporu olarak başladı, uzak geçmişte Yugoslavya ve Sovyetler Birliği’nin ciddi etkileri oldu. Yakın zamana kadar Fransa hegemonyayı eline almıştı. Fakat bu dönemde ise İspanyol sporu olduğunu söylemekte ben herhangi bir sakınca görmüyorum.

Yazının başında da belirttiğim gibi benim oyunu yaşayarak ve bilerek canlı izlediğim ilk turnuvaydı ve beklerken yaşadığım heyecana değdi. Final maçının bitiminde, turnuvadan aldığım keyifle birlikte hayatımdaki en güzel günlerden biri olmaya adaydı 26 Ocak 2020. Ta ki TMZ’nin “Breaking” uyarısıyla girdiği habere kadar…

Bir Yorum Yazın