.
HESABIM
Üye Ol

İç zaman ne kadar önemli?

Yazarımız Dr. Zeki Pehlivan, okumuş olduğu Stefan Klein’ın “Yaşamın Hammaddesi Zaman” isimli kitaptan bazı bölümleri sizler için alıntıladı.

Yazar: Dr. Zeki Pehlivan - Yazının Tarihi: 20 Mayıs 2015

Bir kitap okudum, yaklaşık bir haftadır kafamda bu dönüp duruyor. Stefan Klein’ın “Yaşamın Hammaddesi Zaman” isimli kitabı. Sizlere kitaptan bazı bölümleri alıntılayacağım. Daha sonra da bazı sorular soracağım ancak cevaplarını siz kendi kendinize vereceksiniz. Ve bunun için de kendi yaşamınızı, kararlarınızı, yaşam tercihlerinizi belki de tamamen sorgulayacaksınız. Çünkü bu konuda çok kesin bilgiye sahip olduğumu düşünmüyorum ve bu konuda da yorum yapabilecek bir konumda değilim. Sadece, ben de kendi sporculuk deneyimlerimi ve gözlemlerimi sorguladım. Aşağıda yaptığım alıntıları sizlerle paylaşıyorum:

“Öyle anlar vardır ki, bu anlarda zamanın yasaları artık geçerli değil gibidir. Bunlara büyülü anlar deriz. Bir dağın zirvesinden manzaraya bakarken ya da okyanus dalgalarının kıyıya vuruşunu seyrederken, bir şeyler yaratmanın esrikliği içindeyken ya da aşk ateşiyle kavrulurken; işte böyle anlarda artık plan, kaygı ve bellek önemini yitirir. Zaman durmuştur. O an, olmuş ve olacak her şeyi kapsıyordur.

Bazen, eski dostlarla geçirilen neşeli bir akşam ya da insanın kendini kaptırdığı bir iş bile yeterlidir; ardından saatler birer dakika gibi akıp geçer. Ancak bir an gelir ki zaman kaçınılmaz bir biçimde bilince geri döner. Sarhoşluk uykusundan uyanmak gibidir bu. Sonra gözler saate takılır. Bu aletin üzerimizdeki çekimini böyle acıyla hissettiğimiz anlar enderdir. Günümüz toplumunda hiç kimse saatlerden kaçamaz. Saatler her yerdedir. Bütün yaşam onlara göre düzenleniyor. Kendimizi bir girdaba kapılmış gibi hissediyoruz ve sürüklenmekten korkuyoruz. Ancak acelemizin bir ödülü yok. Tam da en aceleyle yaşanan günler, anılarda en az iz bırakanlar oluyor.

Amerikalı mucit ve devlet adamı Benjamin Franklin, “zaman yaşamın hammaddesidir” diye yazmıştı. Peki, yaşamımızın zamanı, saatlerin gösterdiği zamanla gerçekten aynı mı? Kimi saatler hızla ilerler, kimileri ise hiçbir şeyden etkilenmeden her zamanki gibi turunu tamamlamıştır. Sanki saatlerin ilerleyişi, başka ikinci bir zamanla, içimizde oluşan bir zamanla iç içe geçmiştir.

İç zaman kendi gizemli yasalarına itaat eder. Peki, neden tam da sıkıntılı durumlar uzayıp gider de, mutluluk anları çabucak geçiverir? Neden insan tam da en güzel saatlerde kendini kaybeder? Neden biz yaşlandıkça yaşam da daha hızlı akıp gider? Bu sorun sadece ayrıntılı takvimlerle ve görev listeleriyle çözülecek gibi değildir. Çünkü bunlar sadece saatlerin dış zamanını içerirler. Oysa koşturmaca duygusu bilinçle ortaya çıkar; bilinç de iç zamana göre yönlenir. Demek ki iç saatle iyi geçinebilmek için onun yasalarını anlamak gerekir. Kişisel günlük ritmimizi incelediğimizde, iç zamanla dış zaman arasındaki farklar göze çarpar. Organizmanın kendini gün boyunca nasıl yönettiği yalnızca kol saatinin ölçüsüyle açıklanamaz.

Her sabah yataktan çıkıp güne başlamak kimileri için bir eziyettir, bazılarıysa aynı saatte kendini enerji dolu hissederler. Saatin gösterdiği zaman, güneş ışığı ya da kahve ölçeği herkes için aynıdır. Demek ki bu zıtlık bizim içimizde yer alıyor olmalı. Peki, neden bazı çağdaşlarımız durup dinlenmeksizin, bir randevudan diğerine koşarken hiç zorlanmadıkları halde, bazıları da gün içindeki bir iki işi bile oflaya puflaya yapıyorlar? İnsanların çoğu için zaman, bir biçimde, onların dışında akıyordur. Zamanın onlarla bir ilgisi yoktur. Zaman basitçe vardır (ya da yoktur) ve onların da zaman uyum sağlamaları gerekiyordur. Bedenimizde mükemmel ayarlanmış ama bizim okuyamadığımız bir zaman ölçüm aleti neden vardır?

Organizmadaki birçok olay bilincin dışında gerçekleşir. Bedenin ve bilincin zaman ölçülerinde durum aynıdır. Zamanın içinde yönümüzü bulabilmek için birden fazla ölçütü gereksinir ve kullanırız. Bir anı yaşamamız saniyelerimizi alır. Buna karşılık organizmanın kendini gündüze ve geceye ayarlaması için en azından 24 saat boyunca çalışan bir saate ihtiyacı vardır. Bedenin ve bilincin saatleri tamamen farklı biçimlerde ölçer. Beden saatini otomatik olarak saptar. Uyandıktan 16 saat sonra, işimize gelsin ya da gelmesin, yoruluruz. Bedenin ölçütü sabittir.

Buna karşılık iç zaman bilincin o sırada neyle meşgul olduğuna bağlıdır. İç zamanı yaşamak, beynin son derece karmaşık bir başarımıdır. Her şeyden önce iç zamanın ölçütünü öğreniriz. Bir saat ne kadar sürer? Bu soruyu ancak bu zaman aralığını yaşantılıma üzerinden ölçerek yanıtlayabiliriz. Bir otobüsü beklediğimiz bir saat bize sonsuz gibi gelir ama bir doktorun bekleme odasında geçirdiğimiz bir saat kabul edilebilirlik sınırındadır.

İnsanlar gece ve gündüz ritmine doğuştan programlanmışlardır, ancak gündelik yaşamda dakikalara ve saatlere göre hareket ederiz. Bir sabah insanı mı yoksa akşam insanı mı olduğunuz, tatil günlerinde anlaşılır. Hafta sonunda çalar saat zırlamadığı halde bazı insanlar yataktan yine de yataktan keyifle kalkarlar. Kimileri de kafalarını bir kez daha yastığın altına sokarlar. Bir istisna olarak, sabahın köründe uykuları bölünmediği için rahatlamışlardır, öğlen vakti kahvaltı edecekleri için sevinirler.

Doğal farklar çok büyüktür. Sizin hangi türden bir insan olduğunuz, iç saatinizin hangi tempoya göre çalıştığına bağlıdır. İç saate karşı yaşamanın insanların verimliğinden ne kadar çok çaldığını her okulda gözlemlemek mümkündür. Sabahları kızlar ve oğlanlar sıralarda uyuklarken, ilk ders saatleri büyük ölçüde onların üzerinde etkili olmadan akıp geçer. Küçük çocuklar erkenden anne babalarını yataktan kaldırırken, ergenlik yıllarında ritim hep geriye doğru kayar.

Amerika’nın Minneapolis şehrinde bilim insanları yeniyetmelerin alışkanlıklarının biyolojik temelli olduğuna ebeveynleri, politikacıları ve öğretmenleri ikna etmeyi başardılar. Okulun saati bir saat kaydırılıp 08.40 yapıldı, hatta bazı ortaokullarda 09.40’a kaydırıldı. Öğrencilerin verimlilikleri gerçekten arttı: Ortalama yaklaşık olarak bir kademe daha iyi notlar aldılar. Amerika’nın başka şehirlerinde yapılan benzer denemelerde, öğrencilerin aldığı hastalık izinleri de azaldı.”

Eğitim açısından bakıldığında böyle bir denemeden çıkan olumlu sonuç düşünüldüğünde, neden farklı konular için de değerlendirilip, yorumlanmasın? Bu konuda daha farklı yaklaşımları (şehir-köy, yaşlı-genç, kadın-erkek, kültürel farklar vb.) aşağıda adresini verdiğim tezin 75. Sayfasından itibaren okuyabilirsiniz.

(Recai Yahyaoğlu, (2013) Yaşlanma ve Zaman Algısı Yüksek Lisans Tezi

https://www.academia.edu/5959052/Ya%C5%9Flanma_ve_Zaman_Alg%C4%B1s%C4%B1)

Zamanla ilgili bu bilgiler ışığında ben de bazı yorumlarda bulundum. Kendimce üzerinde düşünüp “acaba” diye sorular sordum. Burada sizlere sportif açıdan bazı sorular sormak ve bunlar üzerinde düşünmenizi sağlamak istiyorum. Yukarıda kısaca aktardığım veriler çerçevesinde kendimce oluşturduğum sorular şunlar:

*Oluşturduğumuz takımlardaki oyuncuların hepsi aynı biyolojik ritimde midir?

*Antrenman saatlerimiz, onların kaç tanesinin verimli bir şekilde performans gösterebileceği saatlerdir?

*Antrenman saatleri ile oynanan maç saatleri arasındaki farklılıklar, takımın performansını ne derecede etkilemektedir?

*Maç saatleri yanında, maç oynanan salon ve şehirler bizim sporcu ve takım performansımızı nasıl etkilemektedir? Kaç antrenörümüzün böyle bir olayın olabileceği konusunda farkındalığı bulunmaktadır?

*Takımlarımız ya da sporcularımız, deplasmana birkaç gün önce gidildiğinde neden daha iyi performans göstermektedirler?

*Çok uzun süren yolculuklardan sonra sporcular neden pestil gibi olmakta ve zor toparlanabilmektedirler?

*Bunlara karşı ne tür önlemler alınabilir?

 

Her işin başı zamanlamadır, bir işin ne zaman yapılacağı, nasıl yapılacağı kadar önemlidir.

Arnold H. Glassow

Bir Yorum Yazın