.
HESABIM
Üye Ol

Daniel Narcisse ve Türkiye’de Hentbol Yayını

Cemal Görkem Erim “Daniel Narcisse ve Türkiye’de Hentbol Yayını” adlı yazısı ile karşınızda…

Yazar: Cemal Görkem Erim - Yazının Tarihi: 9 Ocak 2022

CEMAL GÖRKEM ERİM / HENTBOLHABER.NET – 2008 Eylül ayı. Yatılı okulda okuyorum. Beden Eğitimi öğretmenimiz Okan Halay olduğu için hentbol Hasan Ali Yücel Anadolu Öğretmen Lisesi’nde popüler bir spor. Beijing Olimpiyat Oyunları’nın yeni bittiği zamanda uzun süredir görüşmediğimiz arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde şöyle bir diyalog yaşanıyor:

– Hentbolda(Erkekler) kim şampiyon olmuş?
+ Fransa.
– Nasıl yani lan? Almanya şampiyon olamamış mı?(Uluslararası hentbola dair 0 bilgisi olan insanlar bu spora hükmeden tek ülkenin Almanya olduğunu düşünür)
+ Yok oğlum, Fransa’da bir siyahi* var. Dünyanın en iyi orta oyun kurucusuymuş.

Yıldızla işaretlenen ifade yerine daha sert ama 2008 yılında 16-17 yaşındaki gençler için tölere edilebilir bir ifade kullanılmış olmakla birlikte, ten rengiyle belirtilen oyuncu muhtemelen Daniel Narcisse. Küçük bir ihtimal Jackson Richarson da olabilir, emin değilim. Hentbolun popüler olduğu bir okuldaki öğrencilerin, aralarında sohbeti geçecek kadar değerli gördükleri bu sporun dünyadaki en iyileri hakkındaki bilgileri bundan ibaretti. O dönem Fransa – İzlanda finali Eurosport’ta yayınlanmış ve Şevket Furkan Erbay-Dağhan Irak ikilisi de o maçı anlatmış olsa da, Eurosport’a ulaşabilecek mali durumda ve kültürde değildik pek çoğumuz. En nihayetinde yatılı devlet okulunda okuyan liselilerdik.

Arabesk katılmış halde kendi hikayemi anlatıyor gibi gözüksem de, ortalama bir sporsever gencin hentbola istese bile ulaşabilme standardına bir örnek vermek istedim. Şimdi idrak ediyorum ki gerçekten oyuna inanılmaz katkılarda bulunan büyük yıldızların olduğu dönemde, internetten özellikle girip arama yapmazsanız hentbolu izleyebilmeniz mümkün değildi.

“Tek kanallı dönemde hentbol branşı TRT’de, diğer branşlar kadar yayınlanıyordu. Yazılı medyada hentbol muhabirleri vardı, sayfa sayfa hentbol haberleri çıkıyordu. Ben oynarken voleybol takımlarıyla gayet eşit şartlardaydı her şeyimiz ama bakın şu an ‘Türkiye bir voleybol ülkesi’ diye reklamlar yapılabiliyor, hentbolda da bu potansiyel var, bu potansiyeli hayata geçireceğimize inanıyoruz.”

2 Kasım 2021 tarihinde, Bilal Eyüboğlu’nun ardından “kurtarıcı” olarak Türkiye Hentbol Federasyonu başkanlığına seçilen Uğur Kılıç’ın, daha çiçeği burnundan çekmeden http://trtspor.com’da yayınlanan ifadeleri aynen bu şekilde. Korkunç bir enkaz devraldığını düşünürsek her şeyin tabi ki 2 ayda değişmesi mümkün değil. Fakat erkek A Milli takımının, seçimin ardından oynadığı (2’si hazırlık, 2’si resmi) 4 maçın sadece birinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının rahat bir şekilde erişebileceği ortamlarda yayınlanması, bahsedilen hedeflerle pek örtüşüyor gibi gözükmüyor. Yayınlanan tek maçın TRT’de yayınlanıyor olması da ciddi bir handikap ama oraya daha sonra geleceğim. Bir önceki yönetimin kılını kıpırdatmadığı her konuda harekete geçmeyi vadeden yönetim, imkanları elvermese bile maliyeti 0 lira olan bir açıklamayı insanlara borçluydu en azından. Bir spor federasyonu, bu borcu hissetmeye mecburdur çünkü spor müsabakalarının oynanmasının tek amacı insanların izlemesidir. Aksi halde, kimsenin görmeyeceği şekilde birbirine top fırlatan dalyan gibi adamların yaptığı şeye zır delilik diyenlere itiraz edemeyiz.

Peki Kılıç’ı kurtarıcı olarak görenlere gelecek olursak, sanıyorum ki Katolik bir anlayışla Uğur Kılıç’ın hentbolumuzu kurtarmak için ölümsüzlüğü bıraktığını düşünüyorlar ki bu konuya dair birkaç istisna dışında hiçbir tepki veya maçın yayınlanmamasının garip olduğuna dair ifadeler göremedim kimseden. Eleştirinin düşmanca görülme aptallığının hakim olduğu bir kültürün içinde olduğumuzun farkındayım, fakat; sürekli aynı giden döngüden şikayet eden insanların sürekli aynı şekilde davranmaları benim bu değişikliği beklememden biraz daha absürd sanırım.

Bir sporu sevdiren yegane unsurlar o sporun büyük yıldızlarıdır. Basketbolla ilgilenen birinin Stephen Curry’i, Lebron James’i bilmemesi mümkün değil. Futbolsever olmayan birisi bile Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo’yu tanır muhakkak. 2008 yılındaki genç hentbolseverler Daniel Narcisse’in adını hatırlamayıp gruptan çıkamayan Almanya’yı şampiyon zannedebiliyor. Günümüzde belki bu konuda biraz daha olumlu yol katedilmiş olabilir. Çevrimiçi mecralardan uluslararası maçlara rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Fakat bu katedilen yolda Türkiye’den hiçkimsenin katkısı olmadı. IHF ve EHF kendi kanallarında maçları yayınlıyorlar. Kendi dilinde oyunu bilen bir anlatıcıyla kaliteli bir şekilde hentbolu izlemenin keyfini bir türlü yaşayamıyor Türk genci. Mevcut yayıncı ve anlatıcıya yönelik “Aman elimizde o var, onu da kaybetmeyelim” gibi tamamen anlamsız bir mottoyla hiçbir eleştiri de getirilmiyor sesli şekilde.

Hentbolun izleyici toplaması konusunda gidilmesi gereken kilometrelerce yol varken dört milli maçın sadece birinin yayınlanması performansıyla başlangıç yapan Uğur Kılıç ve yönetimine umuyorum ki makamında ziyaret ettiği, galibiyet sonrası teşekkür ettiği başkanlar, vekiller bu tavsiyeleri verecektir. Ve yine umuyorum ki, 13 Ocak’ta başlayacak olan Erkekler Avrupa Şampiyonası’nın ülkemizde herhangi bir kanalda yayınlanmayacağını hatırlatacak birileri vardır ekibinde.

Bir Yorum Yazın